| Problem Askerde mi, Sivillerde mi? |
|
|
| 16.06.2009 | |
![]() İsmail Kul Şu 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'ndan bahsediyorum. Planın amacı, AK Parti ile Gülen hareketini bitirmek. Şimdi burada söz konusu planın detaylarına girmek istemiyorum. Bunu zaten fazlası ile yapan oldu. Benim asıl merak ettiğim konu şu: Bir ordu meşru iktidara ve halkına karşı nasıl komplo kurar? Evet; böyle bir plan Genelkurmay'da nasıl yapılabilir? Üstelik de 2009 yılının nisan ayında.. Bu sorunun cevabı mutlaka bulunmalı. Eğer, Türkiye'mizin çağdaş ülkeler liginde olmasını istiyorsak, bu sorunun cevabını bulmak zorundayız. Neden mi? Şöyle etrafımıza bir bakalım.. Askerin, üniformanın, üniformalıların bu kadar ön plana çıktığı ülkeler hangileri? Benim ilk aklıma gelen şunlar: Kuzey Kore, Küba'nın Fidel Castro'su, Libya'nın Kaddafi'si, Burma, Irak'ın ölmeden önceki Saddam'ı. Bizim kendimizi ölçeceğimiz ülkeler bunlar olamaz. O halde sorumuza cevap arayışımız önemli. Şimdi basamak basamak gidelim: 1) Bu meselede bir asker sorunu olduğu kesin. Ama bu cevabın tamamı değil ve olamaz. Asker kadar sivil ayağı da önemli. Zira bu cüreti bir yerlerden alıyor olmalılar. 2) Dolayısıyla ikinci basamakta sivillere, halka bakmak lazım. Oraya baktığımızda durumun hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Medyanın, dolayısı ile sermayenin ve halkın bir kesimi askerin bu teşebbüslerine pek de soğuk bakmıyor. Hatta çanak bile tutuyor. Bunlara bazıları Beyaz Türkler de diyor. Halkın sayıca çoğunluğunu oluşturan diğer bir kısmı da kendini avutuyor. Bu kesimde askeri eleştirme, sorgulama kültürü yok. Körü körüne itaat var. Oysa ordunun, askerin siyasete müdahale etmesine sıcak bakan, çanak tutan kesim de, her türlü eleştirinin üstünde tutan çoğunluk kesim de yanılıyor. Neden? Çünkü siyasete karışan, kendi işi dışında işlere müdahil olan bir ordu iyi bir ordu değildir. Eğer birileri, dünyanın neresinde olursa olsun, asli işini bırakıp başka işlerle uğraşıyorsa, orada işler aksar, düzen olmaz. Polisin doktorluğa, doktorun polisliğe soyunduğu bir yerde işler yolunda gitmez. En az bunun kadar zararlı olan diğer kesimin tavrı. Eğer birileri eleştirilemez konuma getirilirse, orada içten içe kokuşma olur. İnsan tabiatının sonucu budur. Hiç bir kişi ve kurum eleştiri üstü tutulmamalı. 3) Üçüncü olarak samimiyet ve cesaret eksikliğini de unutmamak lazım. Burada düşünür Hannah Arendt'in bir sözünü hatırlıyorum. Hannah Arendt, "Belli değerleri taşıma kaygısı olmayan, sadece hayatta kalmayı amaçlayanlar insanca yaşama hakkını da kaybeder. İnsanca, onurluca yaşamak için sadece hayatta kalmanın ötesinde kaygıya sahip olmak lazım" diyor. Evet, parlamentosuna, sivil siyasete sahip çıkan milletvekilleri nerede? Burada 1938-1945 yılları arasında Nazilerin toplama kampına attığı Alman papaz Martin Niemöller'in o meşhur sözünü de hatırlatalım. Belki faydalı olur.
Darbe heveslilerine çanak tutanlara duyurulur. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





