Zaman Tünelinde Yola Devam… Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 12
Kötüİyi 
04.05.2009

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu
Geçen hafta zaman tünelinden bugüne uzanan bir yazıyla çıkmıştık okurun karşısına, ilgi çekmiş. Yazı yayımlandığında Paris’teydim, özellikle bu konuda çalışan gençler, doktora öğrencileri baskın verdiler, konuştuk. Devamını getirelim.

Tekrar zaman tüneline girelim, tozlu raflar arasında kalmış yazıları tekrar gün ışığına çıkaralım.

Tarih, 31 Ekim 1996... Yurtdışındaki Türk okullarını ziyaret için aldığım davet sonrası yazdığım ilk yazının tarihi, daha doğrusu bir yazı dizisinin ilk günü…

13 yıl geçmiş aradan…

O gezide Şahin Alpay, Ali Bulaç, Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Özer gibi isimlerle birlikteydik, okullar tazeydi, uygulama da öyle…

Okulların sayısının defalarca katlandığını düşünürsek, başarısını düşünürsek, ilk gözlemlerin de bir tazeliği vardır denebilir, belki…

Bakın o uygulama, okullar ve eğitim projesi, o günlerde neler hissettirmiş, ne tür gözlemlere yol açmış, birlikte okuyalım:

"Bu bir insan projesi aslında... Proje, 'ahlaklı insan', 'iyi mümin' olmak, yetiştirmek olarak özetlenebilir. Bu aslında, Said-i Nursi'nin va'z ettiği İslami projenin en önemli ayaklarından birisi. İmanda merkez alınan, ahlak ve insan; dini semboller ise bunun sadece bir parçası. Projenin ikinci önemli ayağı ise iman ile bilimi evlendirme projesi. Bu evlilik anlayışı; iman, eylem, hayır, gaza duygularını aynı anda kuşatan, şekillendiren ve onlara hayatiyet kazandıran çok önemli bir çerçeve. Çünkü hem dışa, hem İslami olana, hem çağın gereklerine, hem de büyük bir ideale dönük.

İdeal şu: Batı'yla, İslama ait olmayanla baş etme, yarışma arayışı, aslında İslamın saflığı ve etkisini korumasının ayrıcalıklı yolu.

Fethullah Hoca cemaatinin okullarda uyguladığı eğitim modeli ile ferdi bir İslam anlayışına dayalı 'ahlaklı insan' projesinde esas olan, son yıllarda sokaklarda gözlerimizle gördüklerimizden, medyada allanıp pullanarak anlatılan ya da yerden yere vurulandan farklı bir İslami projenin, farklı bir toplum modelinin varlığı, gücü ve referanslarıdır.

Nedir bu?

1. İslam'ın tebliğinde, son yıllarda güç kazanmaya başlayan siyasi İslam hareketinin tersine, toplumdan değil, bireyden, insandan yola çıkan, onu hedef alan, dini yaşam biçimini egemen kılmak yerine genel bir ahlak projesini ifade eden bir anlayış.

2. İslam'ı korumak, yaymak için kutsal kaynaklardan yola çıksa da içine kapalı soyut bir model geliştirip bu modelin kendi dışındakiyle çatışmasından güç almak yerine, dışa açık bir anlayış geliştirmeye dayalı, yani 'mümin'i dünyevi bilgi ve bunun gücüyle donatarak 'bilimsel bir cihada, gazaya, hicrete' teşvik etme üzerine kurulu bir toplum projesi...

3. İslami aidiyet ilişkisini, eylemle tamamlamak, daha doğrusu tanımlamak... Eylem, iyi mümin yetiştirilmesine yönelik girişimler, yatırımlar ve adımlar etrafında tanımlanıyor... İyi mümini de tebliğ edilenin ahlak ve bilimi öne alan iyi temsili tanımlıyor. İyi temsilin iki aracı var: İman ve bilim.

4. İyi ve doğru temsilin, kaçınılmaz olarak geleneksel davranış kalıplarını içerdiği oranda, yerel ve milli olanı tüm gücüyle kuşatması. Yani toplumsal proje olarak evrensel İslami hareketleri dışlaması. Yani İslam'ın, içine doğduğu kültürel verilerin süzgecinden geçen bir algısını devreye sokması…

Peki, bunların anlamı ne?

Şu: Bu unsurlar din-toplum temasının en çok tartışıldığı, türlü çatışmalara yol açtığı günümüz koşulları açısından, burada hem örfi hem şer'i geleneklerden gelen bir dünyevileşmenin ipuçlarını sunarlar. Başka bir deyişle, eylem, eylemin yerel ve modern yapılarla ilişkisi, alışverişi, eylemi gerçekleştiren açısından da, bizzat eylem açısından da birbiriyle bağlantılı özerk alanların varlığına ve meşruiyetine, yani dünyeviliğin temel nüvesine işaret ederler.

Evet…

Cemaatin kısa sürede yaşadığı büyüme, bu modele ilişkin diğer bir ipucunu koyuyor ortaya. Hem İslami bir dokuya hem milli bir dokuya aynı anda işaret ediyor. İslami dokuya ilişkin olanı bir rehberin, yani Fethullah Hoca'nın meşruiyeti ve bu meşruiyetten gelen seferberlik gücüdür.

Bu meşruiyetin iki farklı kaynağı var. Said-i Nursi'nin söyleminden ve bu söylemin gerçek anlamda hayata geçirilmesinden gelen bir meşruiyet. Said-i Nursi'nin de ardında bulunan kökleri Nakşibendiliğin Müceddidin ekolüne kadar uzanan, yani dünyevi nitelikli bir tasavvuf hareketini ifade eden bir meşruiyet.

Milli dokuya ilişkin olan yön ise vakıf mantığıyla, bir sivil seferberliği ifade etmesi, bu sivil seferberliğin gücünü din kadar milliyetçi duyguların devlet ve devletçilik mantığıyla tanımlamasıdır. Yani muhafazakârlığın oluşturduğu kolektif bilinç üzerine temellenmesidir.

Fethullah Hoca cemaatinin sivil yüzü böyle. Ancak madalyonun diğer yüzü de, yani siyasi yüzü de önemli.

Bu açıdan Fethullah Hoca cemaatinin insan ve İslam 'model'lerinin işlerliğine maddi anlamda hayatiyet kazandıran unsur, Fethullah Hoca cemaatinin, hayır, dayanışma, finans, ticaret, eğitim, medya alanlarında gerçekleştirdiği insani, mali ve kendiliğinden dev bir seferberliktir.

Kimisini korkutan kimisini de şaşkınlığa sürükleyen bu seferberlik, kim ne derse desin, Türkiye'nin önemli, İslami kesimin ise en önemli gerçeklerinden birisidir.

Hem derin Türkiye'nin bir bölümünü hem İslami kesimin ana damarlarından birisini kavramak, bu gerçeği anlamakla mümkündür.

Bu ise, söz konusu seferberliğin ardında yatan, ona kendiliğindenlik özelliğini katan toplumsal, kültürel ve dini meşruiyet ağlarını görmekle mümkün olabilir.

Bu ağları, basitçe şöyle sıralayabiliriz: Dini değerlerle kuşatılmış gündelik yaşamdan kaynaklanan geleneklere ve toplumsal tecrübeden kaynaklanan geleneksel kurumlara dayalı bir kültürel süreklilik... Bu topraklara özgü dinsel idrak mekanizması...

Bu ikisini harekete geçiren ve gücünü karizmatik niteliği ile dinsel bilgi aktarım mekanizmasını temsil etmesinden alan, yani tebliğ ettiğini gerçek anlamda temsil ettiğine inanılan bir rehberin varlığı.

Bu çerçeveden bakıldığında, Fethullah Hoca cemaatinin gerçekleştirdiği seferberliğin gücünü, Anadolu'ya özgü İslami ve milli geleneklerle meşruiyet kaynağı dışında merkezi niteliği olmayan, 'sivil bir inisiyatiften' aldığı söylenebilir. Bu sivil seferberlik, bir anlamda, resmi devlet anlayışının yarattığı ve onun Siyasal İslam gibi türevlerinin beslediği 'kültürel kopuş' ideolojisinin panzehiri gibi görünmektedir. Başka bir deyişle, bu ideolojiyle örselenen toplumsal ortak paydanın canlandırılmasına yönelik bir işlev görmektedir.

Ancak, belirtmek gerekir ki, siyasi yüzünün iki yönü var…

İkinci yön şu:

Fethullah Hoca'nın ve cemaatin Said-i Nursi yorumunda, kültürel süreklilik ya da sivil seferberlik halini canlı tutan gelenekler; homojen, farklılıkları reddeden bir toplum anlayışı içinde ele alınmaktadır. İnsan, 'kimliği' ile değil, 'özü' ile, 'aşkın' yönüyle tanımlanmaktadır. Yani ihtiyaçları ve eylemleriyle standart ve "atomistik" olan, toplumsal niteliğini benzerleriyle dayanışması içinde bulan bir fert anlayışı söz konusudur…

Homojen ve sadece dayanışma ögesiyle ele alınan toplumun, atomize insanın oluşturucusu ve katalizörü, kaçınılmaz olarak devlet ve devletçilik geleneği olmaktadır, cemaatin söyleminde. Zımni bir şekilde olsa da, tüm bir toplum ve millet adına devlet eliyle varlık güç, etkinliği vaz'eden bu anlayış, bizzat uygulamalarda da göze çarpmaktadır…"

İşte böyle…

Son Güncelleme ( 07.05.2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
Fethullah Gülen Web Siteleri